The Hobbit hiçbir zaman favori öykülerimden biri olmadı. Fakat bildiğim en eşsiz öyküye "prolog" vazifesi görüyor oluşundan mütevellit nazarımda yeri her daim ayrıdır. Her ne kadar Peter Jackson'ın The Lord of the Rings yorumunu oldukça beğenen ve kitapların sinemaya aktarılabilecek en iyi şekilde aktarılmış olduğuna inanan kesimin bir ferdi olsam da yönetmenin The Hobbit işi için aynı hisleri beslediğimi söyleyemeyeceğim. The Hobbit'in Tolkien tarafından - her şeyden önce - çocukları için yazılmış bir masal olduğunun altını çizmek gerek. Hâliyle üç-yüz-küsur sayfalık bir masaldan 10 saatlik bir film çıkınca paranın kokusunu da her yerden almaya başlıyorsunuz. Öyle ki mali kaygılar yüzünden son filmin adının bile değiştirildiğini unutmamak gerek.
Neyse, konumuz da bu değildi zaten.. Önümüzdeki ay Orta Dünya'ya olan yolculuğumuz son buluyor. Peter Jackson bu 6 filmlik saga'ya son noktayı koyacak şarkı içinse The Last Goodbye'ı seçmiş. Kralın Dönüşü'ndeki solo performansıyla bir nevi kendini kanıtlayıp sonrasında kurduğu müzik grubu ile İskoçya'da kendine farklı bir kariyer kuran Billy Boyd ise şarkının hem besteci hem de güftecisi. Öylesine güzel olmuş ki... Her şeyin sonunda, 18 Aralık akşamı izleyeceğimiz o son sahnede, gözlerimizin dolu dolu olabilmesi için hazırlanmış sanki. Yukarıdaki kolaj ise Peter Jackson tarafından The Hobbit filminin resmi Facebook sayfasında yayınlandı. The Hobbit özelinde Yüzüklerin Efendisi'ne, Orta Dünya'ya ve tüm o eski güzel dostlara veda edecek olmanın hüznüyle...
Frodo: Bir daha onları görebileceğimizi zannetmiyorum. Samwise: Belli mi olur Bay Frodo? Görürüz belki.
Müzik ruhun gıdasıdır. Nasıl ki arada sırada bedenin ihtiyacı olmasından mütevellit su içmek ve yemek yemek gibi rutinleri yerine getiriyorsak, çeşitli ruh hâllerine sırdaş/yoldaş/kederdaş olması bakımından müziğin de önemini yadsıyamayız. Epeydir aramadığımız arkadaşımızı/eşimizi/dostumuzu bir an gelir arama isteği duyarız ya hani, aynı şeyi 90'lı yılların Türkçe popüler müzik eserleri için de söylemek mümkün. Zaman zaman hatırlarını sormak hem çocukluğumuza/gençliğimize bir saygı duruşudur hem de huzura erdirir sebepsiz. Çalma listenizde mutlaka bir "90'lı yıllar" etiketiniz bulunsun; her zaman işe yarar.
90'lı yılların 18'inci bölümünde rastgele çal'a ayarlanmış çalma listesinin şanslısı Habib oldu. Şimdilerde Habib Project gibi sıradışı bir isimle yeniden bu popüler sirkin içine dahil olmaya çalışıyor ama konumuz Habib'in bugünü değil elbette. İşin bizi ilgilendiren kısmına gidiyoruz. 90'lı yıllara dahil olmayı son anlarda elde edebilmiş bir parçaydı Habibi. Şarkıyı arabesk pop kültürünün ülkemizdeki pilot çalışmalarından biri olarak görmek mümkün. Nezih Ünen'in kolundan tutup "yürü ya kulum" dediği Habib bugün bile dinlendiğinde yüzde tebessüm bırakan şarkısı ve gereksiz klibiyle karşınızda:
"Seniazseviyorum" dedi Derdâ.
"Ben daha az" dedi Derda.
Bir daha da konuşmadılar.
Follie adındaki sonsuz melodinin eşliğinde birbirlerine son kez bakıp uyudular.
Ölümüne...
Seksen yaşındaydı.
İkisi de...
Birlikte olmak için kırk yıl, birlikte ölebilmek için de bir kırk yıl daha yaşamışlardı.
Hâlden anlayan bir avuç adamdan biriydi Ferdi Özbeğen.
Hepimiz
biliyoruz/dinliyoruz o afili yabancı grupları, rock müzik yıldızlarını
ama bazen acılarımız, dertlerimiz, anılarımız öylesine depreşiyor ki
kesmiyor artık o müzikler ve biz çareyi halimizden en çok anlayacak
olanların yüreklerine ruhumuzu teslim etmekte buluyoruz. Bir dönemin
piyanist şantörlerini, "baba" müzisyenlerini ve daha pek çoklarını
bedenen olmasa da sesleriyle konuk ediyoruz rakı sofralarımıza.
"Gibi
yapanlar" çoğaldıkça samimiyetinden zerre şüphe etmediğimiz ve her daim hâlimizden anlayan o güzel insanlar hızla ayrılıyor aramızdan. Sofralarımızdaki yerleri ise daimi, budur aslında önemli olan.
Ruhun şad olsun sahici acılarımızın her daim ortağı...